Müge Şenel

22 Ekim 2016 Cumartesi

Haydi söyle...

Penceremi araladım, kör değneğini beller gibi karanlıkta seni arıyorum. Gözlerime ilişir gibi oluyorsun, bakışlarındaki hiddetli ince alaycılığı hemen tanıyorum. Yağmur, sesi kısılmış cızırdayan bir radyoyu andırıyor. Çalan şarkıyı anlayamıyorum, iyice kulak kesiliyorum. Düğmeleriyle oynuyorum, sağa sola çevirip anlaşılır hale getirmeye uğraşıyorum. Pes ediyorum yapamayınca. Tekrar sana odaklanıyorum. Hala oradasın. Hayalimde, gerçeğin aksine, gitmemişsin. Daha az kızgın, daha duyarlısın. Gözlerim dolduğunda yanıma geliyorsun mesela. Teselli ediyor, sarılıyor, saçlarımı okşuyorsun. Hayalimde sana bir şeyleri anlatmama, açıklamama gerek yok. Sessizce anlaşıyoruz. Sanki birbirimizin aklından geçenleri okuyoruz. Hayalimle gerçeğin örtüştüğü tek bir nokta var. Yanımdasın ama, hala sevmiyorsun beni. Bunu hissedebiliyorum. Yani değer veriyorsun ama, öyle sevmiyorsun işte. İstediğim gibi değil... Olsun diyorum, olsun. Alışkınım nasıl olsa bu duruma. Şimdi duyuyorum biraz şarkının sözlerini. "Haydi söyle" diyor. "Onu nasıl sevdiğimi..." Söyleyemem diyorum. Her şeyi söylerim, onu söyleyemem. "Rüyalarda gördüğümü, haydi söyle..." Onu söyledim zaten. Keşke söylemeseydim. Bilmiyordum yüreğimin bu kadar alazlanacağını. Ruhumun sararıp solacağını, düşüncelerimin aleve dönüşüp önüne geleni yakıp kavuracağını... Ve bir gün, ansızın sönüp, nefes kesici bir soğuğun ortasında, beni donmak üzere yapayalnız bırakacağını... Bilmiyordum...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder