Müge Şenel

23 Nisan 2016 Cumartesi

Matem-5

Bildiklerimi anlatamam. Siz anlatın, ben dinlerim. Anlatma konusunda beceriksizim diyerek saçmalamak istemiyorum. Sadece bildiğim bazı şeyleri anlatmakta değil, onlarla yaşamak konusunda iyiyim. Bırakalım böyle kalsın... Siz araştırdıklarınızı, öğrendiklerinizi heyecanla aktarırken ben başka yerlerde gezen aklımı oraya sabitlemeye çalışayım. Biraz hayret ederim, kaşlarımı kaldırıp birkaç şey söylerim. Yetmez mi?

"Eğer varsan kim umursar?" diyor bir şarkı. Değinmek istediğim nokta tam olarak bu... Varız evet, varız da, kimin umrunda? Benim değil, senin değil, onların hiç değil... Dolayısıyla anlatılanların değerini biçen birileri yok. Değer biçmek haddimize de değil zaten... Paylaşmak için paylaşmak olmasa, kendiliğinden gelip masanın baş köşesinde otursa anlatılar... Hemen çayın içine atıp karıştırıversek duyguları... İçtikçe sökülsek, bilinçli bir bilinçsizlikle...

Okuduğum kitabın can alıcı cümlelerini serebileceğim bir sofra kurun önüme... Beraberce yiyip içelim. Unutkanlığın ne olduğunu unutalım hadi... Kendi karmaşamızın basitliğinin farkına varalım. Zaten zor... Zorlaştırmayalım daha fazla. Konuşma hızımın düşünce hızıma eşit olduğu adaletli bir yere varalım yine beraberce... Öğrenin soru sormamayı... Anlamayı sessizce. Biliyorum sabretmek de zor. Zorlukları zorlayarak aşamayız. Sakin olalım, uzanalım gökyüzünün altına, dinlenelim çimenlerde biraz. Dökülsün özgürlük arzusuna kavuşmak isteyen kelimeler dudaklardan... Söz veriyorum son vereceğim esaretlerine. Görülenler, duyulanlar ve okunanlar karıştı birbirlerine. Ayrıştırmak için zaman lazım, yazabilmek için.

Algıma takıldı saklanmak isteyen alaycı gülümsemeler... Yakalanmayacaklarını düşünecek kadar kibirliler. Bir o kadar da şapşal... Zaman lazım anlatmak için. Sorulardan uzak durulması lazım... ve çay, yol, doğa ve zamana olabildiğince yakın olmak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder