Müge Şenel

8 Nisan 2016 Cuma

Matem-2

Bakın şimdi biz ne yapalım biliyor musunuz? Dostmuş gibi davranmayı bir an önce keselim! Çünkü ben çok değer verip hemencecik güvenmekten vazgeçemiyorum. Yok, gerçekten yapamıyorum, yapamayacağım. Sonsuz bir sevgi var içimde, dağıta dağıta bitiremeyeceğim cinsten! Siz de beni hayal kırıklığına uğratmaktan, birdenbire yersiz laflar edip yüreğimi incitmekten vazgeçemiyorsunuz. Sonsuz bir ikiyüzlülük var içinizde, değiştire değiştire bıkmayacağınız cinsten! Ben kendime neden? diye sormayı bıraktım. Bırakalı çok oldu... Kötü bir alışkanlıktı. Benim değişmem gerekmiyor çünkü. O yüzden neden? diye sormam da gerekmiyor. Ben sevgisiz yaşayamam... Kendimi kısıtlayıp, sizleri kabullenip aranızda yaşamaya çalışamam. Yapamam! diyorum. Anlayın beni artık! Ruhumun nefes alamadığı bir yerde bedenim yaşasa n'olur? Siz bu düzeni yaratan ve bu düzende yaşamaya alışmış omurgasız insanlarsınız. Duyguları bilmiyorsunuz  demeyeceğim. Kendi aranızda bu duyguları kendinizce yaşıyorsunuz çünkü. Sorun bu duygulara yükleyemediğiniz değerler... Duyguların adlarını, kimlerin üzerinde sıfatlaştıklarını biliyor olabilirsiniz ama, derinlere inecek kadar cüretkar değilsiniz. Olamazsınız da... Yüzeyselliğe bir kere alıştınız mı bırakamazsınız. Öylece geçer gider hayat... Ne zaman biri gelip sizi derinlere çekmeye çalışsa tez vakitte uzaklaşırsınız. İyi ki öyle yapıyorsunuz. Zaten artık ne yaptığınızı umursamıyorum. Ben kalbimin kapılarını her zaman ardına kadar açacağım inadına. Kapıyı hafifçe aralayıp ürkek ürkek bakmayacağım oradan! Belki hep böyleydiniz, belki de değiştiniz zamanla... Ben değişmeyeceğim. Korkarak ayakta duramam. Yaşadıklarımı anlatmaktan çekinerek, kim ne düşünür diyerek, gölgelerde gizlenerek, duygularımı saklayarak, kalbimi taşlaştırarak hayatta kalamam. Ne düşünüyorsam söyleyeceğim. Ne hissediyorsam hissettireceğim. Yol ayrımına geldiklerim için ikinci kez düşünmeyeceğim, yürümeye devam edeceğim. Siz benim yolumdan gelemezsiniz. Sizin yeriniz rahatlıkla rol yaptığınız, asalaklar gibi dolaştığınız oyunyaşamlardır. Bu oyunyaşamlarda her zaman kazandığınızı sanarak aslında kaybettiğinizi fark etmiyorsunuz. Karakterinizi, değerlerinizi, ruhunuzu ve son olarak da anlamlarınızı. Evet, anlamlarınızı. Bir şeylere yüklediğiniz, değer biçtiğiniz, bünyenize dahil ettiğiniz anlamları. Onlar olmadan bir hiçsiniz. İkiyüzlülükle elde ettikleriniz, hırslarınızla ezip geçtikleriniz, gözlerinize mutlak bir aşk, sevgi ve iyilikle bakanları üzmeniz sizi "hiç" yaptı. O halde, buyrun yaşayın. Satranç tahtasına dönüştürdüğünüz ilişkilerinizin üzerinde piyon yaptığınız insanları öne sürün. Ama herkesi piyon yapamazsınız. Birkaç kişiye kendilerini önemli hissetmeleri için güç de vermelisiniz. Şahınız, veziriniz falan da olmalı yani... Değer veriyormuş, umursuyormuş, güveniyormuş gibi yapmalısınız. Beraber bolca vakit geçirip kahkahalar atmalı, yalancıktan bir şeyler paylaşmalısınız. Baktınız hoşunuza gitmedi, lafınızı yapıştırıp bırakırsınız. Ne olacak ki zaten? Onlar da sizinle aynı kafa yapısındalar. Devam ederler oyunyaşamlarına... Nasıl olsa herkes durumdan memnun. Durumların, olayların üstüne gidip de ne yapacaksınız. Huzurunuz(!) bozulmasın. Biraz zaman geçer yine konuşursunuz. Unutulur, yutulur, sindirilir gider. Hiçbir şey olmamış gibi... Ben satranç oynamıyorum, ne yazık ki geliştirdiğiniz stratejiler boşuna... Çoktan şah-mat oldunuz.

Gerçekten güvenenlere, sevenlere, değerlerin farkında olup etrafındakilerin üstlerine titreyenlere, büyük kalpli güzel insanlara selam olsun! Benim yolum sizinledir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder