Müge Şenel

3 Aralık 2015 Perşembe

Mesele yazmaksa eğer

          Mesele yazmaksa eğer, ben varım. Zaten tüm varlığımla yazıyorsam bir mesele var demektir! Peki ya yokluğumla yazarsam? İşte o zaman durum vahim... "Bir varmış bir yokmuş" diye başlayan bir masal değil bu... Varlığını paylaştığın insanların senden çalmak için seni yokluğa sürüklemesiyle ortaya çıkan bir hikâye... Varımı yoğumu verdim denir ya, aynen öyle! Varlığından çalmaya çalışanlara inat yokluğunla yazmaya başlıyorsun... Madem artık bir yokluk içindeyim, bari onu yazayım diyorsun. Artık insanlar için yok olurken, yazmak için var oluyorsun. Varlık içinde yokluk yaşamak bu olsa gerek.

     Yok...

     Arkadaşımla kahve içip iki lafın belini kırmak istiyorum vakti yok...

     Hoşlandığım adamın yanına gidip bin türlü bahaneyle konuşmaya çalışıyorum suratında tepki yok...

     Her gün görmek zorunda olduğum insanların ruhu yok...

     Günümüz aşklarında(!) kalp yok...

     Sohbetlerde samimiyet yok...

     Parlaması gereken gözlerde ışık yok...

     Bakıyorum da, birçok kişinin hayattan umudu yok...

     Kimsenin sevmeye cesareti yok...

     En kötüsü de vicdanları yok...

     Yatakta sağa sola dönüyorum, uyumaya çalışıyorum uykum yok...

     Bunalıyorum bu sefer, yürüyüşe çıkıyorum. İnanır mısınız? Koskoca şehirde temiz hava yok!

     Sanırım artık temiz ve saf bir şey yok. Kirlenmiş yüreklerin kötü niyetleri yüzünden "değer" yok!

     Yok yok yok...

     Hâl böyle olunca, hiç kimseyle konuşasım yok!


     Bize yok, onlara var bunlar. Onlara -menfaat uğrunda yaşamayı tercih edenlere- her şey var. Sorsan dört dörtlük hayatları var. Mükemmel arkadaşlıkları, dillerinden düşürmedikleri aşkları, şuh kahkahaları ve bol eğlenceli geceleri var. Sanırsın ki hiç dertleri yok... Yersen...

     Sadece paylaştıklarına, anlattıklarına, fotoğraflarına bakarsan yersin tabi! Yeme! İzle... Aslında ne kadar sahte olduklarını göreceksin. Değer yargılarının basitliğini anlayacaksın. Bırak onlar için "var" olsun. Böyle var olmaktansa yok olmak yeğdir. Ama mesele yazmaksa eğer, ben varım. Etraftakilerin "varlık" anlayışından bağımsız olarak varım. Bu yüzden bu noktada yokum!

     "Varlık içinde yokluk" kavramı bu noktada değişiyor. Her ikisi de kendi anlamlarını yitirmiş ve birbirine karışmış durumda... Göreceli olmaya mahkumlar... Bu yüzden iç içe olmaktan uzaklaşarak bir oluyorlar artık... Yazmak ve yaşamak gibi!

     Varlığımla (yokluğumla) yazıyorum (yaşıyorum).

     "Yok" listesini karalayanlarla "Var" oluyorum! Anlayana Var/Yok birlikteliğini anlatıyorum...

          Çelişkilerin ilişkilere dönüştüğü anlamlı bir dünyada nefes alıyorum. Varımı yoğumu değerli kılan ne varsa ona öncelik veriyorum. Benim için var olanlardan yokluğumu esirgiyorum. Hayattan en büyük umudum olan aşkın gerçekliğine ve masumiyetine tüm kalbimle inanıyorum. Vicdanımın sesine kulak vererek huzuru buluyorum. Samimiyetin taçlandırdığı dostlukları önemsiyorum. Sevmek cesaretini gösterenlerin yüreklerindeki iyiliğe güveniyorum.

     Sonra fark ediyorum;

     Bizden çalmak isteyenlerin aslında kendilerinden çaldıklarını...

     Bir yerlerde hala gözleri parlayan, ışık saçan insanlar olduğunu...

     Yokluğa sürüklenirken varlığı bulduğumuzu...

     Durumun vahim değil mühim olduğunu...

     Dünyadaki en karamsar "Yok" listelerinin bile bütün bu değerlerin varlığıyla "Var" listelerine dönüştüğünü...

     Dönüşümden sonra gelen uykunun tatlılığını ve mutlak huzurun getirdiği mutluluğu...

     Bütün mesele bu.

     Mesele yazmaksa eğer, ben varım. Hem varlığımla, hem yokluğumla...

   
                                       "varı yoğu yazmak olanlara..."




                                
♫ ♪  Umudun varlığını hissettiren müzik                                     


       



4 yorum:

  1. kaleminize sağlık içime işleyen bir yazı oldu. başarılar :)

    YanıtlaSil
  2. Edebiyattan pek anlamam ama güzel bi yazı müge başarılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Burak, sağolasın :)

      Sil